NEFES VE CİNSELLİK
Bu yazıda konuşulmasından hoşlanılmayan, her ne zaman adı geçse tartışma başlatan bir konuya değindim :) Cinselliğe...
İnsanın temel güdülerinden olan cinsellik, ergenlik çağıyla şekil kazanır. Dışarıdan gelen 5 duyuya yönelik cinsel veriler, güdüleri arttırarak beynin üreme merkezini aktive eder.Cinsel dürtü herşeyde olduğu gibi aslında beyinde başlayan beyinde devam eden ve beyinde sonlanan bir durumdur.
Cinsellik; Reddedilmesine, bastırılmasına, abartılmasına gerek olmayan doğal bir duyguyken; aile ve çevre tarafından "kötü" olarak adlandırılmasıyla sorunlarımız başlar. Çünkü bu öyle bir güdüdür ki, ne kadar bastırsak o kadar artar. Ne kadar kaçsak o kadar kovalar. Ne kadar görmezden gelsek, her baktığımız yerde onu görmeye başlarız.
Yaklaşık 10 sene önce 19 yaşımdayken, bir dönemimde cinselliği reddetme ve onu bastırmaya yönelik çalışmalar yapıyordum ve bunda başarılı da oldum. İradem kuvvetlenmişti. Cinsellik benim için hiç bir şey ifade etmiyordu ve onu aştığımı düşünüyordum ve bunu aştığım içinde kısa süre sonra aydınlanacağımı hayal etmekteydim :) O yaştaki birisi için bunlar güzel hayallerdi :)
Birgün Osho'nun izdeşçisi olan (onlar sanyasin derler) birisiyle karşılaştım. Bu kişi Nefes konusunda üstattı. Bana nefesin bastırılanları ortaya çıkardığını ve bir insanın en çok cinselliğini bastırdığını söyledi. Ben ise gülerek. O zaman benim bu çalışmayı yapmama gerek yok ben onu aştım demiştim. Bana baktı ve Osho'ya benzer bir şekilde benim sahte kibirimle alay ederek, Öyle mi? O zaman burda ki üstad sensin. Bana nasıl yaptığını öğret dedi.
O'na kızarak. Benimle alay etmeyi bırak, inanmak zorunda değilsin dedim. Sevgi dolu ve aynı zamanda muzır bir ifadeyle bana bakıp, peki sadece ufak bi çalışma yapmanı istesem yapar mısın dedi. Evet yaparım dedim. Bana orada sadece 5-6 dakika süren bir nefes çalışması yaptırdı (Kendi başınıza yapmayın diye içeriğini burada anlatmıyorum) 5 dakikanın sonunda inanılmaz bir cinsel dürtü meydana çıktı. Ağzım açık kalmıştı. Sanki çölde haftalarca susuz kalmış bir kimsenin çektiği susuzluk gibi kuvvetliydi.
Korku ve şaşkınlıkla sordum. Bu nedir böyle? Bu, bastırdıklarının patladığı yerdir dedi gülerek. Ve artık onları gerçekten dönüştürmek için bir fırsatın var. Ama asla bastırma ve doğanın sana en derin güdü olarak verdiğini yok edemezsin. Aydınlansan dahi bu cinselliği aştığın anlamına gelmez ve buna gerekte yoktur. Belki sadece artık bir kadınla/erkekle değil, bütün kainatla da orgazm olursun. Bütün kainat bir rahim gibi seni kuşatıp, şefkatli kollarına alır demişti.
O'na baktığımda sanki Osho dirilmiş karşımda duruyor ve benimle konuşuyor gibi hissettim. Bastırılanların yok olmayacağını ve artarak geri döneceğini o gün öğrendim. Fakat bastırmamanın, fütursuzca ve kendini kaybedercesine bir şeyi yapmak olmadığını da bana öğretti. İki ucunda nasıl aldatıcı olduğunu, ortada ve merkezinde farkındalıkla duranın ancak her duyguyu TAM ve sağlıklı yaşayabileceğini anla dedi.
|
NEFES VE DOĞRUDAN DENEYİM
Bu yazıda doğrudan deneyim ile dolaylı deneyim arasındaki farktan bahsetmek istiyorum.
Bebeklikten yetişkinliğe doğru çıktığımız yolculukta bilinçaltımızın ailemiz ve etrafımız tarafından programlandığını ve böylece filtre diye tanımlayabileceğimiz bir yapının bize yerleştiğinden bahsetmiştim. Dolaylı deneyim, 5 duyuya ulaşan dışsal verilerin bu filtrelerden geçerek yorumlanması ve algılanmasıdır. 3 ana filtremiz vardır. Genelleme, bozma ve silme... Bu 3 filtre hızlı öğrenmemizi kolaylaştırırken bir yandan da farkında olmadığımız düzlemde bizi sabote eder. Mesela ilk defa bir sandalye gördüğümüzde, genelleme filtresini kullanarak ondan sonra gördüğümüz bütün sandalyelerin ne işe yaradığını biliriz, tekrar tekrar sandalyeyi her gördüğümüzde onun ne işe yaradığını öğrenmemiz gerekmez...
Fakat bir ilişki yaşarken partnerimizle yaşadığımız olumsuzluğuda genelleyip "Bütün erkekler/bütün kadınlar aynıdır" şeklinde ki kısıtlayıcı bir genellemeyi oluşturmamızda yaygın rastlanan durumlardandır. Bu filtreler ve meta programlar diye ifade edilen bilinçaltına yerleşmiş ana karakter programları kullanıldığında oluşan durum her zaman dolaylı deneyimdir ve dolaylı deneyim, bütün sorunların, travmaların, korkuların, üzüntülerin, mutsuzlukların, huzursuzluğun temel sebebidir.
Doğrudan deneyime gelince. Bu, "Düşüncelerin, duyguların, hayallerin, arzuların olmadığında sen kimsin?" sorusuna verilecek cevabın içeriğidir. Bilinçaltınızdaki bütün programları kendinizin kontrol ettiğinizi hayal edin. Fikir dediğimiz yapı ise siz çağırmadan bilincinize gelmiyor diyelim, duygular sadece siz izin verdiğinizde oluşuyor diye kabul edelim ve siz izin vermediğinizde, duygu, düşünce, hayal ve otomatik programlar çalışmıyor. Böyle bir durumda, bir nesneye baktığınızda göreceğiniz şey nedir? O'nun doğrudan deneyimidir. Buddha'nın ıstırabın sonu ve her şeyi "OLduğu" gibi görmek olarak ifade ettiği. Hz. Muhammed'in "Ya Rab, bana her şeyi olduğu gibi göster" diyerek belirttiği durum "Doğrudan Deneyimdir" ve "Öldüğün zaman geride bırakacağın hiç bir şey sen olamazsın" kuralı gereğince, bütün sahte kimliklerin ortadan kalkmasıyla deneyimlenen, boşluk, sessizlik ve dinginlik halidir.
Dolaylı deneyim ile Doğrudan deneyim arasındaki köprü Nefes'tir. Bizi dolaylı deneyimin otomatik kalıplarından kurtaran, gözümüzü dıştan içe doğru çeviren ve içimizde ki uzay'ı farketmemizi sağlayan araçtır Nefes. Bütün koşullanmış programları kuru yapraklar gibi farzet, nefesin rüzgarı esince hepsi dökülüp gitmeye mahkumdur ve ancak onlar döküldükten sonra taptaze tomurcuklarla dolu bir ağaç olabilirsin. O sessizliğin büyüleyici kokusunu bütün şuurlara ulaştırırsın. Kafa ile kalbin dengeye geldiğinde bütün kainat senin içinde coşkuyla dönmeye başlar.
|
NEFES VE İÇ SESLER
Bu yazıda içimizde yankılanan sesleri ele almak istedim. Hani bize genelde olumsuz şeyler fısıldayan sesleri.
Bir bebek düşünün, sessizlikten ve huzurun içinden doğup gelmiş. Dinginlikten başka bir şey bilmiyor, içinde sesler yok, sadece engin bir boşluk var. Sonra 2 tane tanrıya rastlıyor, bunlara anne ve baba demişler bu dünyada. Çocuğun başka tanrısı yok ilk zamanlarda, bilmiyor hiç bir şeyi. Anne ve Babasının telkinleri onun için ilahi emir niteliğinde. Onlar ne söylerse, nasıl davranırsa minik bebek için doğru o. Böylece sesler girmeye başlıyor o eşsiz boşluğuna, istila ediyorlar sessizliğini, bozuyorlar huzurunu. Kovuyorlar cennetten. Büyümeye başlıyor, sesler programlanmış artık... Yapabilirim dediğinde "Hayır" diyor içindeki, sen yapamazsın, beceremezsin, dur elleme, sus, rahat dur, saygılı ol... devam ediyor böyle... yankılanıyor, sıkıyor boğazını, engelliyor, köstekliyor... "Sen" diyor ses, çocuk farkedemiyor... Ben kendime niye "Sen" diyeyim diye sormak aklına gelmiyor. Anlamıyor o seslerin kendine ait olmadığını, etrafındakiler tarafından içine zerkedildiğini kavrayamıyor.
Sonra sesler yerleşince "Ben" diyor artık, benimsiyor sesleri. Ona "yaparsın" denildiğinde, şaşırıyor, reddediyor, başarızlığını müdafaa ediyor, bahane üretiyor ve mutsuzluğunda haklı çıkmak için olanca gücüyle çabalıyor ve haklı çıkıp mutsuzluğu devam ettiğinde seviniyor için için ve şöyle diyor bir şey bilmenin gururuyla "Zaten böyle olacağını biliyordum"
O eşsiz huzura sahip olan muhteşem canlı, şimdi artık acizliğiyle yetinip onu savunan bir hale geldi. Düşünmüyor kendi gerçekliğini yarattığını. Algıları kapanmış. Nefesiyle irtibatı kopmuş. Nefes alıyor mu almıyor mu belli değil artık. Kısa, kesik bir solumadan ibaret bütün yaşamı. Ve o nedenle kısa ve kısır bütün hayatı. Sevinçleri kısacık ama hüzünleri yıllarca... Öfkesi bir sel gibi merhameti ise kendine acımaktan ibaret. Sonra biri gelip diyorki ona, bir nefes al derinden ve başla değişmeye. Al hakkını şu hayattan, geldiğin gibi ol, engin bir boşluk... Bir nefes çekiyor, tıkanıyor boğazında, düğümleniyor... Boğuluyorum diyor, başım dönüyor, gözüm kararıyor, midem bulanıyor... Neden böyle oldu diyor? Çünkü diyorum, ölüyorsun...
Bu sahte kimliği öldürmeden gerçek bir nefes alabileceğini mi sandın. Nefes hayatın kaynağı olmakla beraber ölümün, dönüşümün de kapısı, o kapıdan geçince bulacaksın hayatın kaynağını. Hadi gönüllü olarak bir nefes daha alda içindeki alev tutuşsun yaksın bütün sesleri. Bir feryat çığlığıyla kaybolsun sahte olan, böylece yankılanır sessizliğin sesi...
|
NEFES, EJDERHALAR VE KAHRAMANLAR
Bu yazıda kendi başımdan geçen gerçek bir masal anlattım, bu masal mı gerçek, yoksa gerçek dediğimiz şey mi bir masal sizler karar verin.
Uzak çok uzak bir galakside genç bir delikanlı yaşarmış. Bu genç, küçüklüğünden beri dinlediği masallara, kahramanlara hayranmış. Birgün kendisinin de kahraman olacağına inanırmış. Hayallerinde hep kendisindeki gücü farkeden ve güzel prensesi kurtaran bir kahraman olduğunu düşlermiş. Zaman bu düşler içinde akıp gitmiş... Günlerden birgün rüyasında, bir adam görmüş. Adam ona keskin bir bakış fırlatıp "Yarın şehir meydanında beni bul istediğin şeye kavuşacaksın." demiş. Uyandığında bu rüyaya bir anlam verememiş ve umursamamış. Fakat 3 gün arka arkaya aynı rüyayı görünce ve en son gördüğünde adam ona sert bir şekilde "Eğer doğru sözlülerden isen kalk ve hemen gel, eyleme geçmeyen kahraman olamaz" deyince. Yataktan fırladığı gibi şehir meydanına koşmuş. Adam gerçektende ordaymış, göz göze geldiklerinde delikanlı sanki bu adamı hep tanıyormuş gibi hissetmiş, içinde bir şeyler kıpırdamış, heyecanlanmış, sevinmiş. Adam yaklaşmış ve yine sert bir şekilde "Benimle gel" demiş. Adamın keskin gözlerinin ve sert sözlerinin altında aslında bütün kainatı kuşatan bir sevgi ve merhamet yatıyormuş. Fakat koşullanmalarla katı bir kayaya dönüşmüş zihinleri ve kalpleri, bu dayanılması güç olan, balyoz darbesine benzeyen gözleri ve sözleriyle un ufak edermiş. İkisi beraber bir hayli yürümüşler, bu esnada hiç konuşmuyorlarmış. Sonunda kimsenin olmadığı geniş bir araziye gelmişler. Adam durup geri dönmüş, çocuğa bakıp "Demek kahraman olmak istiyorsun, seni uyarmalıyım, masallarda bile duymadığın şeylerle karşılaşacaksın ve bütün duyguların en yoğun halleriyle yüzleşeceksin o yüzden sana bundan vazgeçip geri dönmen için bir şans veriyorum."
Çocuk parıldayan gözlerle ve kesin bir kararlılıkla "Ben hazırım, hep bu günü bekledim. Bundan yüz çevirirsem, kendimden yüz çevirmiş olurum" demiş. Adamın sert çehresi ilk defa yumuşayıp gülümsemiş. Gözlerinde sevgi ışıltıları gözükmüş. "Peki o zaman şimdi iyi dinle çünkü ilk ve son dersini veriyorum. Bütün gizemli öğretiler hep en basit şeylerin arkasına saklanmıştır. Bütün ustalar bunu bilerek yaptılar. Çünkü zihin basitlikten hoşlanmaz ve eğer zihnin karmaşıklığını bırakırsan o anda kendini hep aradığın şeyin içinde bulursun. Hep seninle olan ama farkedemediğin şeylerin derinlerinde..." Çocuk şaşırmıştı, sordu: "Peki nasıl, bana bir yol göster. Kahramanların yolunu..."
Adam çocuğa öyle bir baktı ki, bedenini değil ruhunu delip geçti... "Nefesinle içeriye gir ve nefesinden dışarıya bak, yaşadığın alem değişecek ve sen artık o eski insan olamayacaksın" Çocuk dedi ki: "Ama ben kahraman olacağımı zannediyordum sen ise bana nefes almamı söylüyorsun" Adam güldü ve "Sen hele dediğimi yap ve sonra göreceğiz cesaretinin ölçüsü neymiş..."
Bunun üzerine ustasına teslim oldu ve dediğini yaptı. Gözlerini kapattı ve nefesiyle kendi içine aktı. Birden korkuyla irkildi, etrafında binlerce gölge gördü, karanlıklar, dehlizler, uğultular... Nerdeyim ben dedi... Gökyüzünden ustasının sesini duydu "Kahraman olacağın yerdesin" diyordu ses ona... Her dehlizden ejderhalar, devler, periler çıkmaya başladı... Korkunun en büyüğüyle karşılaştı, ne yapacağım şimdi dedi titreyerek... Yine ustasının sesi imdadına yetişti "Nefesinde dur, tetikte ol... Senin kılıcın budur." Söylenileni yaptığında elinde alev alev yanan bir kılıç ortaya çıktı.
Kılıç hareketsizlik içinde hareket ediyordu. Eylemsizlik içinde TAM bir eylemde bulunuyordu. Korkunun eseri olan bütün görüntüler ortadan kayboldu. Bunun üzerine delikanlı ayaksız olarak yürümeye başladı, oturduğu yerden yürüyordu, nefesiyle hareket ediyordu. Birden karşısına en kuvvetli şehvet, en kuvvetli nefret, en kuvvetli öfke ve bütün duyguların en yoğunları çıktı. Koca bir ordu simsiyah atlar üstünde, geceden daha karanlık siyah elbiseler giymişlerdi, ellerinde karanlıktan oluşmuş kılıçlar... Delikanlı nefesine iyice odaklandı, nefesi ve kendisi arasında artık bir ayrım kalmamıştı. Bu esnada alnında nefesin tutuşturduğu bir ışık parladı... Karanlıktan oluşmuş ordu bu ışığı görünce tedirgin oldu, hafifçe gerilediler.
Birden ustasının sesi yine yankılandı "Nefeslerin nefesini al, hepsini tek noktada topla" dedi. Delikanlı hemen denileni yaptı, nefesin içinde ki nefesi farketti. Hayatın kaynağını, en basit cevheri, en açık olduğu halde bütün gözlerden saklananı... Bunu farkettiği anda alnındaki ışık bir güneşe dönüştü. Karanlık ordu boğuk bir uğultuyla kayboldu... Her taraf ışıldamıştı, her yer dümdüz olmuş bütün dehlizler, gölgeler, ejderhalar, ordular kaybolmuştu... Karşıdan birisinin geldiğini gördü... Gittikçe yaklaşan silüeti gördüğünde, gelenin Ustası olduğunu anlamıştı. Sevinçle kalktı ve koşarak sarıldı. Adam gülümsedi ve şimdi gözlerime bak dedi. Çocuk bakarken ustasının görüntüsü kendi görüntüsü haline geldi... Sanki karşısında bir ayna vardı da kendini seyrediyordu. Durdu ve bu sefer şaşkınlıktan ziyade bir mutluluk ve hayranlık duydu. Kendisine sarıldı ve bütünleşti. Ve bir nefes verip kendisiyle çıktığı yolculuğa kendisini bularak veda etti. Dünyaya bir kahraman olarak geri döndü... Masal da burda bitti.
|
NEFES VE FARKINDALIĞIN ATEŞİ
Bu yazıda farkındalık kavramını biraz açalım. Önce farkındalığın ne olmadığına değinelim. Farkındalık bir algılayış değildir, farkındalık konsantre olmak değildir, farkındalık idrak etmek değildir. Peki nedir o zaman? Farkındalık basitçe ve sadece "tanık" olmaktır. Yargılamadan ve olumlu yada olumsuz hiç bir yorumda bulunmadan tanık olmak. Neye tanık olmak? Bedenine, düşüncelerine, duygularına, boşluğa, sessizliğe... Peki nasıl?
Önce NEFES, her zamanki gibi NEFES anahtarımız. Nefesine tanık ol, girişine, nefesi aldın ve durdun, durduğun andaki boşluğa tanık ol, sonra nefesini vermeye başladın, verişine tanık ol ve verdikten sonra, tekrar nefes almadan hemen önce duraksadın, o duraklamaya, o aralığa tanık ol. Bir yerde otururken, odaya değil odayı oluşturan boşluğa dikkatini ver, boşluğa tanık ol. Konuşurken sözcüklere değil, duraksadığın, sustuğun zamanki sessizliğe tanık ol. O an içinde bir huzur hissedeceksin. Yakaladığın boşluklar büyüdükçe, farkında olma aralığın genişledikçe huzur büyüyecek. Ve bu çalışmayı yaptıysan şimdi de şunu dene... nefes ile akmayı, nefesin "ol" mayı dene. Nefesin olduğunda, kainatın atan kalbi olduğunu farkedebilirsin ve farkındalığın ateşi bir kez yandığında, nefesin bu ateşi körüklediğinde artık sen dönüşmeye başlarsın.
|
TAM NEFES ALMAK - DOĞRU NEFES
Hepimiz bebekken henüz vücudumuzla bağımızı koparmamışken, zihnimize kapılmamışken Tam Nefes alıyorduk. Nefesi içimize çektiğimizde önce diyaframımız şişerek ileri doğru hareket ediyor sonra dolan hava yukarı çıkarak akciğerlerimizin alt kısmınıda tamamen dolduruyordu. Vücudumuz ve zihnimiz bir bütün olarak işliyor ve hiç bir duygu vücudumuzda birikmiyordu. Çocukları izleyin, onlar kızarlar, kavga ederler ve bir kaç dakika sonra hiç bir şey olmamış gibi yine gülüp oynamaya başlarlar. Çünkü daha vücudlarıyla ve nefesleriyle bağları kopmamıştır. Hani hep bahsedilir "an'da yaşamak" diye.
İşte Tam Nefes alamayan, duygularını, geldiği gibi bırakıp salıveremeyen ve biriktirenler An'da yaşayamaz. Nefes = An , Nefesinizi "sayarsanız" An'da kalırsınız, Nefesiniz "olursanız" hayatın içinde akmaya başlarsınız ve hayat da sizin içinizden akar. Engellenmeden ve ahenkli bir şekilde... Nefes aldığımız kadar yaşıyoruz dememin nedeni buydu. Nefes = An = Farkındalık = Şuur = Şifa = Bolluk =Huzur = Mutluluk... hem de herhangi bir şeye bağlı olmayan bir mutluluk, sadece yaşamanın sevincini içeren saf bir mutluluk. Ama bu söylediklerime inanmayın ta ki kendiniz deneyip görene kadar. Çünkü deneyimin olmadığı bilgi sadece yükten ve bir masaldan ibarettir.
|
NEFESİN SİMYASI - NEFES DÖNÜŞTÜRÜR
Nefesin dönüştürücü gücünü kullanmak zor mu acaba? diye sormuştu dostun biri bir gün... Doğuştan beri sahip olduğun şeyi kullanmak nasıl güç olabilir ki demiştim. Tek yapman gereken sana öğretilenleri unutmak ve kendini yeni bir deneyime açmak. Beraber kızılderililerin yapmış oldukları bir nefes çalışması yapmıştık. Ayaktayken yaptığımız bu çalışma bir süre sonra vücudumuzla tamamen bağ kurmamızı ve dünyaya kök salmamızı sağlamıştı. Öyle ki çıplak ayaklarımızın tabanları yere tam bir şekilde yapışmış, sanki bir dağ gibi dimdik hale gelmiştik. Omurgamız dikleşmişti.. sanki bir kızılderili savaşçıydık. Hani arketiplerden bahsedilir ya işte bu nefes bizi kızılderili savaşçı arketipine sokmuştu. Sanki etrafta büyük bir alev ve biz içimizde ki gücü hissederek hayatımızda tattığımız en zevkli ve yoğun duygularla vücudumuzun salınıp dans etmesine izin veriyorduk. Ayaklar sabitken vücud bu hareketleri nasıl yapıyordu, dans eden ben miydim? yoksa dans edeni seyreden miydim?
Şuurum da bir değişiklik, algılayışımda bir farklılık olmuştu. O sırada hayatımda sorun olarak nitelediğim ve bende sıkıntı yaratan bir duyguyu çağırmak ve bu nefesin içinde onun dönüşüp dönüşmeyeceğini görmek istedim. O duyguyla özdeşleştim, birdem göğsümde bir sıcaklık karnımda bir burulma meydana geldi, evet duygu beni ele geçirmişti... Duyguyu kaybetmeden nefese odaklandım, bir süre sonra sanki karnımdan ve göğsümden kaya gibi bir kütlenin çıkarılıp atıldığını hissettim. Şaşırmıştım ama hala şüphe içindeydim, bu kadar süredir beni rahatsız eden duygu bu kadar kolay kaybolamaz diyordu zihnim bana. Çalışma bittiğinde sanki bedenim yokmuş gibiydi sadece boşlukta yüzen bir hava kütlesiydim en fazla... Bir kaç saat sonra tamamen vücudumu hissetmeye başladığımda o beni sıkan duyguyu tekrar çağırmak istedim, çağırdım ama gelmedi. Seslendim ama duymadı, davet ettim ama icabet etmedi. Bir daha da bana misafir olmadı... Güldüm ve nefesin simyasını öğrendim...
|
NEFES VE HAYAL KUVVETİ
Nefes ve Hayal denilen iki sevgili birleşince bunların hayat denilen tatlı bir çocukları olur. O hayat ki sizin hayatınız... Hayallerin gerçekleşmesi için bize çok çalışmamız gerektiği öğretildi hep. Oysa hayat ne kadar cömert, cimri olan insanın zihnidir. En basit bir ağaca bakın, yüzlerce yaprağı var... doğayı seyredin, kainat bolluk ile dolu. Bu kadar bolluk içinde yokluk çekmek, insanın artık düşünme vaktinin geldiğine işaret olmasın sakın? Haydi beraber düşünelim ve hayal kuvvetinin nasıl gerçeğe dönüşeceğini beraber araştıralım. Öncelik her zaman ki gibi "Niyet" te, niyetimizin kendimize ve etrafa faydalı olması süreci hızlandırır. Hayalimizin detaylı olması, canlı olması, bizde güzel hisler uyandırması önemli.
Bu hayale inanmamız ve ona layık olduğumuzu hissetmemiz bir diğer önemli etken. Ama bir anahtar var ki, bu anahtar yaratılışın simyası. Tezahürün kaynağı. O anahtar, NEFES'imiz. Hani Rahman'ın Nefesi, İlahi Nefes diye duyduğumuz ama kendimizde deneyimlemediğimiz unsur. İşte bu anahtarı yukarıda saydığım; niyet, detaylı hayal ve inanç kapılarına soktuğumuzda bütün hepsi bir canlılık kazanır, birleşirler... Dünya'da ortaya çıkmak için koşturmaya başlarlar. Hayatınızda gerçeklik kazanırlar. Nefes çalışmaları esnasında ve sonunda; niyet, hayal ve inancı birleştirin ve mucizelere tanık olun. Deneyimlerinizi paylaşmayı da unutmayın. Hayatın bir mucize olduğunu farketmeniz dileğiyle.
|
NEFES - AŞK VE SEVGİ
Daha önceki yazılarımda nefesin bize içimizdeki kuvvetleri tanıttığından, baskıladıklarımızı yüzeye çıkartıp temizlediğinden ve bizi dengeye getirdiğinden bahsetmiştim. Bunun sezgi ve diğer özellikleri açığa çıkarıp kuvvetlendirdiğinden söz etmiştim. Şimdi ise Nefes'in aslında bütün bunların temeli olan AŞK ve SEVGİ halini nasıl doğurup beslediğini anlatacağım. Nefesin bizi dengeye getirmesi sonucunda, bağımlılık duygumuzda, korunma dürtümüzde, sahiplenme arzumuzda bir değişim meydana gelir. Şöyle yaparsan seni severim, böyle yaptığında seni sevmiyorum gibi bildirimler ortadan kalkmaya başlar. Bağımlılık yerini bağlılığa bırakır. Sevgi konusunda ki koşullanmış kalıplar kırılır. Sevgi sizi özgürleştirmeye, büyütmeye, değiştirmeye, güzelleştirmeye başlar. Doğal bir kabullenme ve herhangi bir şeye bağlı olmayan bir mutluluk hali ortaya çıkar. İçten içe akan bir huzur duygusu sizi besler. Bakışlarınız değişir, gözleriniz başka türlü ışıldamaya başlar, yüzünüze bir aydınlık gelir yerleşir. Kalbiniz bir değişik atar, yumuşar, cilalanmış bir aynaya döner. Tepki değil eylemde bulunmaya başlarsınız. AŞK ve SEVGİ farkındalığın ateşidir. Farkındalığınız ateşlendikçe koşullanmış tepki değil, bulunduğunuz olayın içinde ki bütün seçenekleri görme ve en faydalısını seçebilme özgürlüğüne kavuşursunuz. Sizin yaratılış sebebiniz olan AŞK - NEFES bu sefer yaşam sebebiniz haline dönüşür, yaşamdan keyif alma sebebiniz olur, yaşamı her hücrenize kadar tam olarak hissetme sebebiniz olur... AŞK ve SEVGİNİZ daim olsun.
|
NEFES VE BASKILANMIŞ KUVVETLER
Nefes çalışması yapmaya başlayan insanların bir çoğu, "bende olmayan tavırlar ortaya çıkmaya başladı, ben aslında şöyle bir insanım" vb. bildirimlerde bulunurlar. Bunun nedeni aslında bütün ayıpladığımız ve hayran olduğumuz tavır ve kuvvetlerin bizde bulunmasından kaynaklanıyor. Ve bize "kötü" olduğu ifade edilen duyguları baskıladığımız için sanki onlar bizde yokmuş hissine sahip oluyoruz. Nefes bizde baskılanan kuvvetleri de açığa çıkartır çünkü hayat dengedir ve nefes bütün kuvvetlerimizi bize tanıtır ve dengeye gelmemizi sağlar. Eğer bazı tavır ve kuvvetleri destekleyip bazılarını görmezden gelip, yargılamış ve baskılamış isek eninde sonunda bu baskıladıklarımızla karşılaşacağız ve sahte mutluluk maskesi yüzümüzden düşecek. Nefes ile biz bu maskelerimizi kendimiz çıkarmaya yöneliriz, nefes sırasında karşılaştığımız bütün duyguları yargılamadan izleyebilirsek, korkmazsak, kabul edebilirsek çok büyük değişimler bizi bekliyor demektir. Farkındalığın temeli sadece "Tanık" olmaktır. Nefes bizi tanık olma haline sokar ve bunu devam ettirdiğimizde izlediğimiz bütün duygular çözülmeye başlarlar. Denge neden bu kadar önemli? Çünkü insan kainatın özetidir. Kainattaki dengenin benzerini kendi vücudunda gerçekleştiremezse ömrü boyunca çatışmalar ve gel gitler içinde bocalayacaktır. O nedenle bol nefesli ve dengeli bir hayat dileğiyle.
|
NEFES - SEZGİ VE DİĞER FENOMENLER
Nefes ve sezgi arasındaki bağlantı şaşırtıcıdır. Düzenli nefes çalışmaları yapan kişilerde sezgi, durugörü, aura görme, gerçekleşen rüyalar görmek, ilham almak, karşıdakinin düşündüğü şeyi olduğu gibi ifade etmek, karşıdaki kişiye çok tanıdık gelmek, astral seyahat, lucid rüya, her bulunduğu ortamda göz alıcı olmak, hiç bir şey yapmadığı halde dikkat çekmek, konuştuğu zaman etrafındakileri tesir altında bırakmak, bulunduğu kişilerin yanında huzur yaymak gibi olaylar gerçekleşmektedir. Buradan anlayabileceğimiz husus, Nefes'in bize bilinç boyutları arasında sıçrama yaptırabildiği ve yaydığımız enerjiyide değiştirmesidir. Bu çalışmalara ilk başladığım zamanlarda başıma gelen bir çok deneyimden sonra eğitim vermeye geçtiğimde bir çok kişide de aynı etkilerin meydana geldiğini gözlemledim. Heyecanla ve sevinçle haber verdikleri için tabi Herkes kendisine has deneyimler yaşıyordu. Aslında hep sahip olduğu özelliklere yeniden kavuşuyordu demek daha doğru olacaktır. Çünkü nefes; baskıladığımız, unuttuğumuz, inkar ettiğimiz özelliklerimizi açığa çıkartır. Bunlardan zevk almak ve kendimizi daha da geliştirmek bizim elimizde. Kendimizi farkettiğimiz oranda hayatımız değişiyor. Nefesiniz bol olsun ve size farkındalık getirsin.
|
|