BÜLENT ALTINKAYA - Kişisel Gelişim Teknikleri

Hayatınızı Değiştirmek İçin Bir Fırsatınız Var

ANASAYFA

HAKKINDA

YAZILAR

Bilinçaltı Yazıları

Zihin Hakkında Yazılar

Sağlık Yazıları

Farkındalık Yazıları

Nefes Yazıları

Bazı Teknikler

VERDİĞİM EĞİTİMLER

SEANSLAR

EĞİTİM DUYURULARI

İLETİŞİM


TAVSİYE ETTİĞİM KİTAPLAR

Son zamanlarda bana, kişisel gelişim, kadın erkek ilişkileri, ruhsal çalışmalar ile ilgili kitap tavsiyesi isteyenlerin mailları gelmekte. Bu ihtiyaca cevap verebilecek bazı çok beğendiğim kitapları aşağıya listeledim fakat 1.sırada olan en beğendiğim kitap gibi bir anlam taşımıyor. Hepsi birbirinden harika. Kısaca konularını da yanlarına anlattım. Umarım herkese faydalı olur. Kitapları internet üstünden çok daha ucuza alabilirsiniz.
Alabileceğiniz siteler:
http://www.kitapyurdu.com , http://www.hepsiburada.com , http://www.ideefixe.com

1) Var Olmanın Gücü - Eckhart Tolle - Koridor Yayınları
Aydınlamış bir üstad olan Tolle'un Ego, Acı beden, Şimdi'de kalmak gibi konularda detaylıca bilgiler verdiği ve okurken bile o deneyimi yaşayabileceğiniz harika bir kitap.

2) Cebinizdeki Elmas - Gangaji - Owo Basım Yayın
Gangaji, amerikalı bir bayan ve hindistanda tanıştığı üstadı sayesinde aydınlanma deneyimini tadıyor. Bunu kitapta çok güzel bir şekilde anlatmış. Bütün arayışın nasıl sonlanabileceğiyle ilgili çok net ve duru bilgiler bulabileceğiniz ve bir an önce bitirmek isteyeceğiniz güzellikte bir kitap.

3) Erkeğin Kutsal Kitabı - Xavier Bonde - Safir Basım Yayın
Erkek ve Kadın arasındaki etkileşim, iletişim modelleri, bilinçaltı kalıpları, yaklaşım stilleri, kadının bir erkekten hoşlanma modeli gibi evrensel sistemleri anlatan hem eğlenceli hem de bir hayli bilgi içeren çok doyurucu bir kitap. Erkekler çok şey öğrenebilirler, kadınlar da "Ya aslında bu adam benim tipim değil ama nedense hoşlanıyorum" dedikleri adamlar da aslında ne var da hoşlanıyorlar, bu modelleri rahatlıkla görebilirler.

4) P.E.A.T - Temel Enerji Aktivasyonu ve Ötesi - Zivorad Mihajlovic Slavinski - Ganj Kitap
Bizzat kendisinden eğitim alma şerefine ulaştığım mükemmel bir üstaddan, duyguların dönüşümünü, içsel blokajların temizlenmesini, birbirine zıt duygu ve düşüncelerin arınmasına kadar bir çok konuyu detaylı anlatan bir kitap.

5) Sedona Yöntemi - Hale Dwoskin - Ganj Kitap
Hayatımı değiştiren yöntemleri sorsaydınız, içinde mutlaka sedona yöntemi de bulunurdu. Bu kitap doğuştan sahip olduğumuz duygu ve düşünceleri serbest bırakabilme durumunu hayatın her alanında nasıl ortaya çıkartıp kullanabileceğimizi anlatan muhteşem bir kitap.

6) Tanrılar Okulu - Stefano D'anna - Alteo
Okurken inanılmaz motive eden, temel bir gerçeği hatırlatan sürükleyici bir kitap.

7) Beynin Gizli Güçleri - Amargi Hillier - Safir
Hiçbir yerde bulamayacağınız teknikleri içeren mükemmel ötesi bir kitap. Enerjilerle, bilinçaltıyla ilgilenenler çok sevecekler.

8) Kuantum Dokunuş - Richard Gordon - Ganj Kitap
Eğitimini de verdiğim bu yöntem, nefesin nasıl inanılmaz yoğunlukta enerjiye dönüştüğünü ve şifa amaçlı nasıl kullanıldığını anlatan harika bir kitap.

9) İlişkilerde Bağımlılığa Son - Melody Beattie - Ganj Kitap
İlişkilerde ki bağımlılık kalıplarını açıkça gözler önüne seren, okurken kendinizi bulabileceğiniz, nasıl genel modellerin olduğunu keşfedebileceğiniz bilgiler veren bir kitap.

10) Ego - Osho - Ganj kitap
Kısaca Ego konusunda okuduğum en iyi kitap.

11) Matrix'e Hükmedin - Dr. Richard Bartlett - Safir
Kuantum alana müdahale edebilme, istekleri gerçekleştirebilme, sağlık sorunlarını ortadan kaldırabilme, hayatta ki hedeflere ulaşabilme konusunda çığır açan bir kitap. 2 Nokta dediği yöntemle harikalar yaratıyor, mutlaka okuyun.

12) Rüyadan Uyanmak – Michael Langford – Safir
Tam Özgürleşme ve Aydınlanma konusunda yazılmış rastladığım en mükemmel kitap. İçinde yer alan yöntemlerle farkındalığınızda çok köklü değişimler sağlayabilirsiniz.



AKIŞTA OLMA KANDIRMACASI VE VAROLUŞ HALLERİ

Varoluş akıştadır, her şeyin içinden ve dışından akmakla birlikte, iç ve dış kavramlarından da arı ve durudur. Ruhsal öğretiler akışta olmaktan bahseder ve bunun nedeni Varoluşun içinde erimek ve bu nedenle VARlığın kendini yansıtmasıdır.

Fakat kişinin nefsi (egosu) bütün bilgileri kendine yarayan şekilde kullanmaya meyillidir. Ruhsal bilgileri çarpıtır, bozar ve kavramları birbirine karıştırır. Son zamanlarda bazı dostlarda gördüğümüz bir durumu yazmak istedik. Akışta olmak kavramı dillerden düşmezken, davranışlar ise bunun aksini göstermektedir. Ego, akış halini; umursamazlık, boşvermişlik ile eşdeğer hale getirmektedir.

Oysa gerçekten akışta olmanın işaretleri vardır. Bunlar VARoluş halleri diye geçerler ve bütün kadim öğretilerde, dinlerde yer alan ve güzel ahlak ismiyle anlatılan durumların açığa çıkmasını sağlar.

Akış ve bu güzel haller birbirinden asla ayrılmaz. Yani akışta olan bir kişiden doğal bir şekilde, sevgi, cömertlik, duyarlılık, vefa, karşıdakini düşünmek, yardımseverlik, saygı, ilim, ilham, genişletici fikir, huzur, gerektiği yerde gereken davranışı sergilemek, teslimiyet, etkili eylemde bulunabilmek, gereken yerde itiraz edebilmek, yanlışı gördüğünde uyarmak, paylaşım isteği vb.. durumlar ortaya çıkar.

Kişi eğer akışta olduğunu iddia ediyor ama tamamen boşvermişçesine bir duruma geçiyorsa ve yukarıda saydığım VARoluş halleri onda ortaya çıkmamışsa, nefsi o kişiyi kandırmaktadır. Mesela nefsi ona şöyle fısıldamaktadır: "Bu boşvermişlik değil, teslimiyet" Oysa o kesinlikle teslimiyet değildir.

Bu hallere neden VARoluş halleri denmiştir? Çünkü gerçekte olan haller bunlardır. Örneğin: Karanlık ışığın zıddı değil, ışığın olmamasıdır. Yani VAR olan gerçek ışıktır, karanlık ise Işığın YOKluğuna bağlıdır. Aynı şekilde cimrilik, cömertliğin YOKluğu demektir. Dolayısıyla akışta olan VARoluş ile VARlığı yaşar. Akışta olmayan ise YOKluğu ve YOKluk hallerini yaşar. Kişi kendisini buna göre denetlemez ise ve nefsi ona çeşitli fısıltılarla akış halini çarpıtarak aktarırsa, ruhsal ego dediğimiz YOKluk haline büründürür.

VARoluşun içinde VARoluş halleriyle bütünlenmek dileğiyle.


GERÇEKTEN FARKINDA MISINIZ?

Bir dost ile konuşuyorduk, içinde bulunduğu ve aşması gereken durumu ona ifade edince. Evet o durumun içindeyim ama "Farkındayım önemli olanda bu" dedi.

Farkındalık artık cümlelerimize sızmış bir kelime ama acaba bu kelime gerçekten bu kadar basit mi ya da tersten sorarsak bu kadar zor mu?

Eğer bir kişi farkındayım deyip değişmiyorsa, o kelimenin aslında "İyi bir insan olduğunu hissetmek için" kullandığı bir "düşünce sübabı" olduğunu görmeliyiz. Bu sayede kendini iyi, zeki, farkında hissetmekte fakat gerçek farkındalığın getirisi olan dönüşüm durumundan da yoksun kalmaktadır. Bu ince bir tuzaktır. Ve bu hal farkındalık değil, farkındalığı örten ama üstün gözüken başka bir düşünceden ibarettir.

Peki farkındalık bir düşünce midir? Yoksa düşüncenin olmaması mıdır?

Farkındalık, basitçe tanıklık halidir. Tanıklık ise, özdeşleşilen duygunun, düşüncenin, nesnenin yada durumun gözlemlenmesi ve bu sayede özdeşliğin kırılıp, "Yargısız, yorumsuz Gözlemleyen Bilincin" ortaya çıkışıdır.

Bu bilinç ortaya çıktığı anda 2 durum söz konusudur. Birincisi: Kişiyi çembere alıp sınırlayan duygu ve düşüncelerle özdeşlik kırıldığı için, kişi o anda ferahlık haline kavuşur, huzur ve sessizlik içine girer ve önemli nokta; "DENEYİMİ" farkeder. Buradaki deneyim: Sessizlik, huzur ve özgürlük halidir. Kişi sadece deneyimi farkettiği sürece, bu deneyimi kaybetmeye ve yine duygu ve düşüncelerine kapılmaya mahkumdur.

İkincisi ise: Duygu ve düşünce özdeşliği kırılır, Gözlemleyen Bilinç ortaya çıkar. Sessizlik ve huzur deneyimlenir ve buna ilave olarak en önemli şey gerçekleşir. "BİLİNÇ KENDİNİN FARKINA VARIR" Bu durum oluştuğunda, artık kaybetmek, dalgalanmak, duygu ve düşüncelerin içinde kaybolup gitmek sözkonusu değildir.

Şimdi, her farkındayım dediğimizde, Bunun bizi iyi hissettiren bir düşünce mi yoksa gerçek farkındalık mı olup olmadığını gözlemleyelim. Böylece zihnin ince tuzaklarından arınma durumu oluşur ve kendiniz dahil herşeyden özgürleşme GERÇEKLEŞİR.


3 TEMEL İSTEK VE ÖTESİ...

İnsan 2 yol ile farkındalığını sabitler: 1. yol uzun ve zahmetli olandır, 2. yol ise kısa ama en temel korkuyu geçebilenlere açılan bir yoldur. Bunlar nedir diye sordu bir dost?

1.yol: Ağacın önce yapraklarını, sonra dallarını, sonra gövdesini, en son ise köklerini sökmektir. Kişi önce arayış duygusuna kapılır, temel soruyu sorar: "Ben Kimim?"

Cevap bir imaj olarak gelir genelde, kendi vücudunun hayalini görür zihninde, ve "Ben" ifadesi, vücut ile özdeşlik arzeder. Vücudu geçerse, fikirleri dikilir karşısına, onu geçtiğinde ise duyguları. Sonra bunların kaynağını merak eder, iner bilinçaltına. Ama buz dağının altına inince gözü korkar, bilinçaltının derinliğini görünce titrer. Nasıl temizlerim bunu, nasıl aydınlatırım her yerini der, öyle bir korkuyla sarsılır, arkasından hemen takviye kuvvet olan çaresizlik ve hüzün gelir. 2 seçenekle karşı karşıyadır artık. Ya derine dalmaya devam edecek ya da gerisin geri dönüp eski hayatına devam edecek. Çoğu kişi geri döner, çok azı ise ilerler.

Bilinçaltı 3 temel istekle programlanmıştır ve sahte benlik olan egoyu bunlarla besler; Kontrol etme isteği, Onaylanma isteği, Hayatta kalma isteği...

Kontrol etmek ister; havayı, dışarıda havlayan köpeğin sesini, alarmı çalan arabayı, hükümeti, devleti, dini, çocuğunu, ailesini, kocasını, karısını, işleri, parayı, filmlerin sonunu... aklına esen herşeyi kontrol etmek ister. Her kontrol etmek istediğinde daha da kontrolsüz hisseder, öfkesi artar, öfkesini daha da çok kontrol etme isteğine yönlendirerek, kısır döngüsünü zevkle sürdürür.

Onaylanmak ister; eşi tarafından, patronu tarafından, kedisi tarafından, kendisi tarafından, kızlar tarafından, erkekler tarafından, akrabaları tarafından, hayat tarafından, ölüm tarafından, tanrı tarafından... ister de ister...

Hayatta kalmak ister; lüks yatı içinde, süper katı içinde, gecekondusu içinde, mağara içinde, çöl içinde, sıcak yatağında, kutuplarda, yıldızlarda, hayalinde, rüyasında....

3 Temel isteği serbest bırakıp özgürleşen, farkındalığında sabitlenir, kaybetmez farkındalığını ne gece ne gündüz, ne uykuda ne uyanıkken. 1. yol budur, bütün isteklerin 3 temel istekten kaynaklandığını farketmek ve sonra bu kaynağı temizlemek. Yol uzun, yolcu ise sabırsız...

2.Yol: Ölümle karşılaşmaktır, yüzyüze muhabbet etmektir, bil ki ölümün muhabbeti susmaktır. Ölüm en büyük aşktır. Aşkın zirve noktası ölmektir. Bütün sahte olanın ölmesi, susması, DURması. Vücudun durur, fikrin durur, duygun durur. Bunlar durunca sen sonsuzluğa gark olursun. Artık yıldız değil, uzay olursun. Ölüm geldimi kökten söker atar, bilinçaltın artık kayıt yapamaz olur, ölen kişinin kaydı tutulur mu hiç? Ölmeden evvel ölünüz nidası kulaklarında yankılanır. Yüzüne, huzur içinde ölenlerin tebessümü yayılır. Böyle ölürsen kardeşim, öyle bir DİRİ olursun ki artık Hüvel Baki diye seni gösterir parmaklar. Uykun, diğerlerinin uyanıklığından hayırlıdır artık, uyanıklığın ise dile gelmeyen bir lütuftur. Kimedir bu lütuf? Elbette kendine, etrafına dön de bir bak, senden gayrı kim vardır? Ne kibirleneceğin bir kimse kalır nede tevazu göstereceğin. Senden gayrısının olmadığı yerde anca konuşursun kendinden kendine. Konuşurken gülersem tuhaf gelmesin sana. Ya gülünmezde ne yapılır buna. Yıldızlar milyonlarca ama uzay 1 tane. Sen kendini vücut sandıkça, fikirlerin sandıkça, duyguların sandıkça.. Senin gibi yıldızlardan çok olacak kardeşim. Her biri birbirini kıskanacak, öldürecek, saldıracak, ayıracak, bölecek, parçalayacak. Hırsı bitmeyecek, kibri bitmeyecek. Ama bir kere yıldız olmayı bırak ta ayrılıktan kurtul. Ebedi sonsuzluğun içinde 1 ol.

Farkındalık bir ulu güneştir, şu bulutları kaldırda gör o gül yüzünü, her zaman sende bulunan o pak cevheri. Şu dünyada en ufak haksızlıkla karşılaşsan bağırır çağırırsın, ya kendini bilmemenin karanlığı ve kendi hakkını gaspetmenin acısı için feryad etmez misin? Haydi uyan derin uykundan, çarp yüzüne aşkın ferah suyunu, aç o parıldayan gözlerini, gül doyasıya bu yapılan ilahi şakaya.


İÇSEL BENLİKLERİMİZ: Yada kısaca "Dileğin benim için emirdir"

Dilekler, istekler, arzular... İnsan varolduğundan beri varlar. Bu öyle bir çekim ki... İnsanı kendi dışındakine çeken ve dileğini gerçekleştirmek için "dıştaki" her yolu deneyen...

Ama "içine" bakmayan insan, dışında bulamaz dileğini, bulsa bile tatmin olamaz, tatmin olamadıkça da bitmez tükenmez istedikleri.

İçine baktığında ise BİRleşir benlikleri ve ulaşır hikmete. Şu sözler yankılanır kulaklarında: "O bir şeye OL dedi mi oluverir."

"İsteyin verilecektir, kapıyı çalın açılacaktır."
Peki ama bu sözler kime söylenmiş? Her insana mı? yoksa "Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?" diye ifade edilen insana mı?

Bakalım hayatımıza ve anlayalım kime söylendiğini. İsteriz hepimiz bir çok şeyi, gerek maddi gerek manevi. Ulaşırmıyız peki bunlara, en az çaba ve en kolay yolla?

Bilinç görür ve bakar hafızasına, uygun bir referansı var mı diye. Bir araba görür bilinç ve inceler eski bilgisini, bu araba hakkında söylenen diğer fikirleri, toplumsal koşullanmayı, moda olup olmadığını. Hepsine hızlıca bir göz attıktan sonra, onda hemen bir heves oluşur ve Ah! keşke böyle bir arabam olsaydı diye yumurtlar yumurtasını.

Ama bu yumurta hemen kuluçkaya gelmez. Çiftliğin sahibi geldi dur hele. Bilinçaltı derler ona, bir baksın yumurtanın kalitesine. O baktı mı tam bakar, kayırmaz hiç kimseyi, iyi kötü bilmez, yargılamaz, yorumlamaz. Görüşü keskindir. Üstad odur, dediği olur. O'nun bakışı şöyledir ey İnsan: Kendine ektiğin dikenlerin içinde gül yeşertemezsin der sana. Dileğin güzel ama onu yeşertecek kodlaman yok, toprağın çoraklaşmış ama sen çiçekler dolsun istiyorsun bir anda. Uyarır seni, zorlaştırır yolunu ta ki anlayasın diye. Ama sen anlar mısın? Yoksa isyan mı edersin. Bir bak bakalım hayatına...

Eğer anlarsan bayramdır bugün kutla. Dönüşümün kutlu olsun, müjdeler sana. O zaman bak ne çiçekler açar, miss gibi kokularında boğarcasına. Ama dur acele etme bitmedi. Henüz dönüşümün tamamlanmadı.

Bir üstad daha vardır ki ona Yüksek Benlik derler. Onun mührü olmadan tezahür OLmaz, bilinç ile bilinçaltın el ele verdiler. Geldiler Yüksek benliğin huzurunda durdular. O şöyle bir süzer onları baştan ayağa. Der ki: Aferin size, sonunda el ele vermişsiniz, hakettiniz gelmeyi huzuruma, sunun bakalım bana dileğinizi.

O ikisi sunarlar dileğin resmini, bakar büyük üstad ve derki: Güzel, hoş ama hani nerde bu resme hayat verici ruh? Dilekte sizden, enerji de. Ben birleştirip OL derim. Kelimenin kudreti bendendir ama gerisi sizden. Eksik gelirsen, eksik dönersin. Haydi enerjini de arttır öyle gel bana.

Tohum, toprak(bahçe) ve su düzgün birleşsin, ancak o zaman bahçıvan OL der. Bunu bilmeden isyan etme, bahçeni daha da çoraklaştırma. Kendini huzurdan kovma. Bir nefes al, tazelen. BİRleş ki OLasın. SOLmayasın.


YARGI VE OLGU ARASINDAKİ FARK

Yargılamak insan egosunun doymak bilmez yakıtlarından bir tanesi. Egoyu besleyen, onun devamlılığını sağlayan yegane aracı. Kendini, çevreni, olayları.. aklına gelebilen herşeyi yargılamak, için için yermek ve bundan zevk almak. Yargılarken kendini haklı hissetmek, haklı ama mutsuz bir şekilde hayatına devam etmek...

Yargılamak, aklımızla dilimiz arasındaki mesafe kısaldığında daha da yoğunlaşan bir durum ve kalbimiz sesini duyuramadığında algımızın perdelenmesiyle açığa çıkan bir ego tuzağı.

Peki dışarıdan yargı olarak gözüken bir söz acaba bir olgu olabilir mi? Başkasından duyduğumuz bir cümlenin gerçekten yargı olup olmadığını anlayabilir miyiz? Benim kanaatime göre bir kişi sadece kendi içindeki yargılamayı yada yargısızlığı anlayabilir. Geri kalan hiç kimsenin yargıda bulunup bulunmadığını bilemez.

Şöyle düşünelim, Osho aydınlanmış bir üstattır ve onun konuşmalarına baktığınızda her din ve olay hakkında çok sert, alaycı ifadelerde bulunmuştur. Peki aydınlanmış bir üstat nasıl böyle cümleler kurabilir? İşte burada OLGU dediğimiz kavram devreye girmektedir. "Ateş elini yakar" dediğimizde, ateşe haksızlık yapmış, onu yargılamış yada ona hakaret etmiş olur muyuz? Yoksa ateşin vasfını mı anlatmaya çalışıyoruzdur?

Aydınlanmış bir kişi bir olaydan bahsederken o olayla ilgili herhangi olumlu yada olumsuz hiçbir his içinde değildir. Nötr bir halde olayı anlatmaktadır fakat cümleleri dışarıdan bakan bir insan için alaycı, kırıcı ve sert olarak yorumlanabilir ve dışarıdaki kişi, bu sözleri yargı olarak kabul edip, buna karşı çıkabilir. Oysa konuşan kişi , içinde hiç bir duygu yaprağının kımıldamadığının ve neyi niçin söylediğinin TAMAMEN FARKINDA olduğundan dolayı, söylediği her cümle yargı değil OLGU olmak durumundadır.

Osho'nun söylediği bir cümle bu konuya da güzel bir örnek teşkil edebilir: " Farkındalıkla yaptığın herşey doğru olmak zorundadır ve farkındalıkla yapmadığın herşey ise yanlış olmak zorundadır."

Farkındalık düzeyleri eşdeğer olmayan 2 kişi karşılaştığında, algısı perdeli olan kişi, farkındalık sahibi olan kişiyi hakkıyla bilemeyecek ve onun söylediklerini doğru bir şekilde değerlendiremeyecektir. Bu çıkarımlar eşliğinde etrafımıza baktığımızda, rastladığımız her kişinin farkındalık ve iç aleminin ne düzeyde olduğunu bileceğimizi söyleyebilir miyiz?

Eğer bunu bilemeyeceğimizi itiraf ediyorsak şunuda anlamış oluruz: Biz sadece kendi farkındalık ve yargı/olgu düzeyimizi algılayıp hüküm verebiliriz. Bunun haricinde bize söz söyleyen herhangi birisinin bunu yargı düzeyinden mi yoksa olgu düzeyinden mi söylediğini aydınlamadığımız sürece farketmemiz olası değildir. Aydınlanmadığımız sürece sadece algıladığımızı iddia edebiliriz ve o şekilde varsayımda bulunabiliriz. Bu varsayımda isabet etsek bile, varsayım üreten merkezimiz zihin olduğu için ve aydınlanmak demek zihnin dışına çıkmak olduğundan, yine paradoksal bir biçimde aydınlanma yolunda kendi önümüze engel koymuş oluruz.

Kendi içimizdeki yargıları, zihnin sessizliğinde OLGU'ya dönüştürmemiz dileğiyle...


"KENDİ" KAVRAMI

Kendin ol, kendini bil, kendine gel... denir durur hep ya da "burada kendimi iyi hissetmiyorum", "kendimi seviyorum", kendi kendi kendi....

Beraber çalışma yaptığım kişilere onların daha önce yap(a)madığı davranışları teklif ettiğimde. "Ama bu ben değilim, bunu yapamam, bunu yapmak bana sahte geliyor..." şeklinde ifadelerle karşılaşırım. Burada ki "kendi" kavramına dikkat edelim. "Kendim" = "aşina olduğum birikmiş deneyimlerim" demektir. Aşina olmadığı bir deneyimle karşılaştığında "ama bu ben değilim ki" diyerek direnç gösterir.

Bilinçaltı yapılan teklif karşısında çok hızlı bir şekilde geçmişi gözden geçirip benzer bir deneyim bulamadığında o davranışın "kendi" olmadığını beyan edip yapmaktan kaçınır. Bu kalıp sonradan öğrenilmiş bir yapıdır ve aslında bu açıdan ele aldığımızda "Kendi" diye bir şey mevcut değildir, sadece geçmişinde öğrenip hafızasına depoladığı ve rastladığı her olayda bu birikintileri referans olarak kullanması mevcuttur ve buna "Kendim" der. Eğer bu kalıp siz 1 yaşınızdayken
mevcut olsaydı, geçmişe bakacak hiç yürüyemediğinizi sadece emeklediğinizi görecek ve yürümeye teşebbüs bile etmeyecektiniz çünkü yürümek fiili size "sahte" gelecekti. Neden? çünkü birikmiş bir deneyiminiz yok yani "yürüyebilen kendi" imajı mevcut değil.

"Kendi" diye bir kavram olmayınca sonsuz özgürlüğünüz olur. Ermişlerin ifade ettiği "Kendini Bil" kavramı ise tam anlamıyla yukarıda izah etmeye çalıştığım "hafızadan oluşan kendi" kavramının yokluğunda ortaya çıkar ve özgürlük duygusu onu takip eder.